Zor Durumlarda Psikolojik Dayanıklılık

Neslican Cantay’ın kanserle mücadelesi bir çok insanı çok etkiledi. Genç bir yaşta yaşadığı zorlu hastalık mücadelesinde pes etmemesi, umudunu kaybetmemesi, hayatına devam etmesi ve yaşadıklarıyla başkalarına etki ederek yaşamını anlamlı hale getirmesi herkesin yapabileceği kolay şeyler değildi.

Hayatlarımız tekdüze değil. Zaman zaman iyi şeyler oluyor ve seviniyoruz. Zaman zamansa kendimizi yıpratıcı durumlarda buluyoruz.
Herkesin hayatında zorluklar olmasına rağmen verdiğimiz tepkiler aynı değil. Kimimiz zorluklar karşısında isyan ediyoruz, kötü dönemler geçiriyoruz. Kimimizse o zor dönemi çabuk atlatıp hayatımıza devam edebiliyoruz.

Bilim zorluklar karşısında ayakta kalıp yola devam edebilen bu kişiler ile zorluklarla baş etmekte zorlanan insanlar arasındaki farkı araştırdığında “duygusal dayanıklılık” diye bir kavram ortaya çıkıyor. Duygusal dayanıklılık kavramı iş hayatında başarı söz konusu olduğunda da çoğu zaman eğitim, deneyim gibi unsurlardan daha önemli olabiliyor.

Duygusal dayanıklılığı yüksek yani zorluklarla baş edebilen kişilerin üç ortak özelliği bulunuyor.
– Gerçeği olduğu gibi kabul ediyorlar: Karşı karşıya geldikleri zorlukların ve yapabileceklerinin sınırının farkındalar. İsyan etmek ya da şikayet etmek yerine, durumu olduğu gibi kabul edip, yapılabileceklerine odaklanıyorlar. Burada gerçekçi bir iyimserliğe ihtiyacımız var. Mesela son dakika çıkan bir aksaklık bütün planlarınızı alt üst ettiyse ve olumsuz etkiyi yok edemiyorsanız, mecburen planları yeniden oluşturmak gerekecek. Bu şartlarda ulaşabileceğim en iyi sonuç ne olabilir diye düşünme alışkanlığı adım atmayı kolaylaştırıyor.
– Hayatı anlamlı kılabilecek bir takım değer ve inançlara sahipler: Yaşanan zorluklardan ders almak ve anlam çıkarmak mümkün. Hiç sevmediğim bir işte sadece ekonomik ihtiyaçlar için çalışırken aynı anda başka uğraşların hayalini kurabilirim. “Mecbur kalmasaydım şunları yapardım, ne güzel olurdu” gibi. İşime son verilirse ekonomik açıdan zorlayıcı bir durum olur, aynı zamanda hayatımı yeniden şekillendirme fırsatını elde etmiş olurum.
– Doğaçlama hareket edebiliyorlar: Sahip olduklarını, farklı şeyler üretmek için yaratıcı şekilde kullanabiliyorlar. Sallanan bir masanın bacağına kağıt sıkıştırmak gibi. Masa sallanıyor diye söylenmek yerine, eldeki malzemelerle sorunu gidermeye çalışabiliriz.

Duygusal olarak dayanıklı kişilerin başlarına gelen şey canlarını sıksa da şikayet etmektense durumu olduğu gibi kabul ederek, içinde bulunduğu durumdan bir ders çıkarmaya çalıştığını, sonrası için yapılabileceklere daha kolay odaklandığını ve alternatifler üretebildiklerini görüyoruz. Duygusal dayanıklılığımızı artırmak istiyorsak önce başımıza gelen olaylara bakış açımızı değiştirmeliyiz. Kendimizle konuşmalıyız ve böylece beynimizi eğitmeliyiz.

Şu anın gündemini ele alırsak; deprem olgusu karşımızda duruyor. Depremin ne zaman olacağını ne şiddette olacağını tahmin edemeyiz. Bu gerçeği kabul etmemiz gerekir.
Bundan çıkaracağımız anlamlar olabilir, herkes kendisi için farklı anlamlar çıkarabilir. Mesela, “yarınımızın garantisi yok, hiçbir şeyi ertelemek istemiyorum” veya “sevdiğim kişilerin kalbini kırmamalıyım” gibi. Aynı zamanda depreme bugünden kendimi hazırlamak için ne yapabilirim sorusunu sormamız gerekir veya “en çok vakit geçirdiğim yerlerin dayanıklılığı hakkında ne yapabilirim”, “deprem anında en güvenli davranış nedir” veya “deprem çantası hazırlamak” gibi.

Bununla beraber acaba duygusal olarak dayanıklı mıyım diye merak ediyorsanız, bunu gerçekten zorlu bir süreç yaşadığımızda fark edebildiğimizi söyleyebilirim. Geçmişte yaşadığınız zorlukları ve verdiğiniz tepkileri düşünüp, duygusal dayanıklı biri aynı olaya nasıl tepki verirdi diye düşünebilirsiniz.. Kendimizle konuşmanın iyi bir başlangıcı geçmiş deneyimlerden başlamak olabilir.

Özge Berçin
Psikolog, Profesyonel Koç, Eğitmen

*Harward Business Review, “Resilience: Duygusal Dayanıklılığınızı Artırın, kitabındaki Diane Cotu, Duygusal Esneklik Nedir yazısından faydalanılarak oluşturulmuştur.