Panik Atak Nedir?

Panik atak, halk arasında bir hastalık gibi adlandırılıyor olsa da (örn. ‘’panik atak hastasıyım’’) aslında kaygı (anksiyete) bozuklukları kategorisinde yer alan panik bozukluğun semptomu gibi düşünülebilir.

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-V) panik atak şu şekilde tanımlanmıştır: ‘’Panik atağı ruhsal bir bozukluk değildir ve kodlanamaz. Panik atakları, kaygı bozuklukları bağlamında ortaya çıkabildiği gibi diğer ruhsal bozukluklarda (örn. Depresyon bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, madde kullanım bozuklukları) ve birtakım sağlık durumlarında (örn. Kalple ilgili,solunumla ilgili, dengeduyumsal, mide-bağırsakla ilgili) da ortaya çıkabilir.’’ Panik atağı, tek başına belirleyici bir tanı kriteri olmamakla birlikte, panik bozukluğu tanı ölçütleri arasında yer alır. Yani, panik bozukluk tanısı almış bir hastanın öyküsünde panik atakları bulunabilir fakat her panik atağı, panik bozukluk tanısı koyabilmek için yeterli bir ölçüt değildir.

 

Bedenimde Bir Şeyler Oluyor

Panik atağı çoğunlukla bedende rahatsız edici duyumlar ile kendini gösterir. Bu duyumlar o kadar rahatsız edicidir ki özellikle atakların ilk deneyimlendiği zamanlarda fizyolojik bir rahatsızlık olarak yorumlanabilir.

Panik atağı belirtileri aşağıdaki gibidir (DSM-V):

    1. Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp atımı hızının artması

   2. Terleme

   3. Titreme ya da sarsılma

   4. Soluğun daraldığı ya da boğuluyor gibi olma duyumu

   5. Soluğun tıkandığı duyumu

   6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

   7. Bulantı ya da karın ağrısı

   8. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma duyumu

   9. Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması duyumu

 10. Uyuşmalar (duyumsuzluk ya da karıncalanma duyumları)

 11. Gerçekdışılık ya da kendine yabancılaşma

 12. Denetimini yitirme ya da çıldırma korkusu

 13. Ölüm korkusu

 ‘’Dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada yukarıdaki belirtilerden dördünün (ya da daha çoğunun) ortaya çıktığı, birden yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı bir durumdur.’’ (DSM-V)

Bizi rahatsız eden her duyguda olduğu gibi bu atakların da temelinde  anlık otomatik düşünceler yatıyor olabilir. Ancak burada fark ettiğimiz beden duyumları o kadar güçlüdür ki o an muhtemelen kalp krizi geçirdiğimizi, ölmek üzere olduğumuzu düşündüğümüz için bunları tetikleyen bir düşünce olduğunu fark edemeyiz.

Televizyon izlerken bir anda atak geçiren bir kişi ‘’ortada hiçbir sebep yokken atak geçirdim’’ ya da ‘’kesin kalp krizi geçiriyorum’’ şeklinde düşünebilir. Zihnimiz aslında o kadar kurnazdır ki televizyonda o an görmüş olduğumuz bir görüntü ile geçmişte bizi rahatsız etmiş olan bir olay arasında bağlantı kurup bedenimizi tetikleyebilir. Bu atakları katlanılamaz yapan, elbette kişinin bedeninden gelen sinyaller ve atağın ardından devam eden ‘’beklenti anksiyetesi’’ olabilir.

Beklenti anksiyetesi, kişinin her an atak geçirebileceği korkusu ile tetikte olması durumudur. Kişi, atağın ne zaman geleceğini bilmediği için zamanının çoğunu deyim yerindeyse, atağı bekleyerek geçirir. Zaten genel olarak kaygıya neden olan en büyük faktör de belirsizliktir. Belirsizlik daima anksiyete yaratır.

 Peki, tüm bunlar ile nasıl başa çıkabiliriz?

 Öncelikle sinyalleri doğru yorumlamak, atakla baş etmede en önemli adım diyebiliriz. Tabi ki ilk atakta ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmediğimiz için gerekli önlemleri alıp konusunda uzman bir doktora gitmekte ve bu belirtilerin gerçekten fizyolojik olup olmadığını öğrenmekte fayda olacaktır. Sinyalleri doğru yorumlamak, bu atağın geçici olduğunu ve hayatımızın tehlikede olmadığını fark etmemizi sağlayacak, bu durumla baş etmemizi daha da kolaylaştıracaktır. Tüm bu süreci anlamak ve panik atağı ile gelen beden duyumlarını kabul etmek, beklenti anksiyetesinin azalmasını da sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki gündelik yaşantımızda işlevselliğimizi olumsuz yönde etkileyen en önemli faktör aslında ataklar sonrasında hissettiğimiz bu kaygıdır.

Bunların yanında çeşitli gevşeme egzersizleri öğrenmek (örn. Nefes egzersizleri) ve bunları uygulamak da bedensel duyumlarımızı nasıl kontrol edebildiğimizi görmemiz açısından faydalı olacaktır.

* Bu yazı sizleri konu ile ilgili bilgilendirme amacı ile yazılmıştır, burada veya herhangi bir yerde okumuş olduğunuz semptomları deneyimliyor olmanız tanı koymak için yeterli değildir. Kesin tanı için ruh sağlığı alanında hizmet veren bir hekime başvurmanız ve hekiminizin değerlendirmeleri sonucu doğru bir tedavi planı ile sürece devam etmeniz sürecin ilerleyişi açısından daha sağlıklı olacaktır.

            Nefes Egzersizi

 

  Size rahatsızlık veren bir durum sırasında bu egzersizi uygulamayı deneyebilirsiniz.

 Öncelikle rahat bir pozisyonda oturduğunuzdan emin olun. Bedeninizin rahat, bulunduğunuz yerin güvenli olduğunu düşünün. Burnunuzdan sizi zorlamayacak, bedeninizi yormayacak derinlikte bir nefes alın. Yine zorlanmayacağınız bir süre boyunca o nefesi tutun. Temiz havanın tüm bedeninizde dolaştığını, bedeninizin rahatlamaya başladığını fark edin. Sonra tutmuş olduğunuz nefesi yavaşça ağzınızdan dışarı bırakın. Tüm bunları aceleniz varmış gibi hızlı veya tüm günü buna ayıracakmış gibi yavaş değil, bedeninizi önemseyerek, ona istediği şefkati sunarak uygulayın. Böylelikle bedeninizi tanıyabilir, onun sizden istediğini fark edebilir ve onunla uyumlanabilirsiniz. Hadi şimdi tekrar burnunuzdan derin bir nefes alın ve tüm süreci bu şekilde 10 kere tekrar edin. Gevşediğinizi ve rahatladığınızı fark edin, bu rahatlığın tadını çıkarın.

 

Klinik Psikolog

Aslıhan AKBEL

 

Kaynak:

* The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (DSM-V) (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı)